1 Mayıs 2012 Salı

Euro''challenge'' completed-Beşiktaş Milangaz


   Haftasonu Macaristan'ın Debrecen kentinde düzenlenen Eurochallenge F4'ünde Beşiktaş yüzümüzü güldürdü. 16 sene sonra kulüpler düzeyinde bir Avrupa Kupası kazandık. Özellikle son 10 yılda ivmesi daima pozitif olan basketbolumuza kulüper düzeyinde bir kupa gelmesi bence çok anlamlıydı. Her ne kadar bazı insanlar Beşiktaş gibi bir takım için Eurochallenge kazanmanın başarı olmadığını savunup bu durumu küçümseseler de.

   İnsana ''Kaç kupan var tarihinde ?'' sorusunu yönelttikleri zaman Beşiktaş'ın başarısının asla küçümsenmemesi gerektiğini daha iyi anlıyoruz. Evet Beşiktaş bütçesi, oyuncu kalitesi, organizasyon ciddiyeti itibariyle Eurochallenge'ın yukarısında bir takım, burası çok açık. Zaten bizler de sene başında takım Eurocup'tan elendiğinde bir hayal kırıklığı yaşamıştık. Bugün gelinen nokta Beşiktaş için bardağın dolu tarafından bakmamıza sebebiyet veriyor. Avrupa'nın kulüpler düzeyindeki 3. en önemli kupası Türkiye'ye geldi. Basketbolumuz gelişiyor diyoruz, altyapı, A takım, bireysel oyuncu gelişimi, kulüplerin kurumsallaşması vs.. Üzerine kafa yorduğumuz nice madde. Beşiktaş'ta bunu bir ''Avrupa Kupası'' ile süsledi. Tarihe somut bir iz bıraktı.



   Başarıyı küçümsemenin saçma olduğu faslını kapatalım artık. Biraz takıma gelelim. Keyifli bir takım Beşiktaş Milangaz. Sene başından beri yaşadığı hikayesiyle kimliğini değiştirmeden yeniliklere çok iyi adapte olmuş , bunu da karakterli bir oyuncu&teknik ekip grubuyla başarmış bir takım. Sezon başında lokavt'a D-Will ve Semih'i kurban verdikten sonra takımın yeni takviyeleri beklerken kayıplarını minimuma indiren isim David Hawkins. O yüzden övgüyü ayrıca hakediyor kaptan. Böyle bir oyuncu ile çalıştığı için çok şanslı Beşiktaş. ''Kaptanlık'' farklı bir olgu ve siz bu görevi hiç düşünmeden ona emanet edebilirsiniz. İyi oyuncu olmak ayrı bir olgu Hawkins gibi sahip olduğunuz vasıfları takıma aktarmak ayrı.


  
  D-Will ve Semih'i kaybettikten sonra Arroyo-Bonsu ikilisi geldi. 4 isim de çok dominant oyuncular ama D-Will'li dönemden sonrasında her oyuncunun ortaya daha çok şey koyma zorunluluğu açık heralde. Bu bölümde özellikle Hawkins'in, Erceg'in rolleri çok arttı. Takıma yeni gelen Arroyo ve Bonsu yaptıklarıyla nokta transferler olduklarını kanıtladılar, aynı zamanda taraftarın da sempatisini kazandılar. Şanssız bir sakatlığa kurban giden, belki de takımın en değerli yerlisi Can Akın ve Türkiye Kupası ile birlikte devreye daha çok girmeyi başaran Serhat Çetin'in katkısı tartışılmaz. İşini çok iyi yapan bir devlet memurunu andıran Ersin Dağlı'nın hem oyunu hem de yerli rotasyonunu rahatlatan konumu da takım için büyük stratejik öneme sahip. Sezon 3. Guard gibi başlayıp rotasyon daralınca süre ve katkısını doğru orantılı arttıran Mehmet Yağmur ile çok iyi bir Türkiye Kupası oynayan Barış Hersek’ten de söz etmek gerek. Yıllar sonra Beşiktaş’ın altyapısından çıkarıp süre, değer verdiği Kartal Özmızrak’ın yaşattığı heyecanı da unutmayalım.

  Beşiktaş Milangaz sezon hikayesine baktığımız zaman büyük maçlardan yüzdeli olarak başı dik ayrıldı, özellikle iç sahada oldukça dominant bir performans ortaya koydu. Sene başında Erdemir ve Hacettepe mağlubiyetleri sonrası ''orta sıra'' takımlarına karşı bir çeşit ciddiyet problemi yaşandığını düşünüp kalıcı olup olmayacağını merak etmiştik. Bu iki mağlubiyetten sonra dersini almış gözüken takım bu çeşit sürprizlere( iç sahada Efes ve Fener'i deviren Tofaş'a aldıkları mağlubiyeti saymıyorum ) bir daha fırsat vermedi. Belki sahip olduğu kısıtlı rotasyonla TBL gibi uzun soluklu maratonda normal sezon liderliğini koruyamadı ama yumrukların anlık büyük maç performanslarıyla vurulduğu Türkiye Kupası'nı ligin en iyi basketbol oynayan iki takımı Galatasaray ve Banvit'i geçerek müzesine götürmeyi başardı.



  Akatlar sene başında dolmuyordu. Bas bas bağırıyorduk nedendir basketbol takımınız bu denli kaliteliyken gidip destek vermiyorsunuz diye. Bu durumu da aştılar. Taraftar erkek basketbol branşının ortaya koyduğu samimi organizasyona gün geçtikçe inandı. Orta sıra takımlarıyla oynanan tüm maçlar ve haftaiçi oynanan Avrupa Kupası maçlarında tatmin edici bir salon doluluğuna ulaşıldı. Anadolu Efes deplasmanında kendilerine ayrılan bölümün tamamını doldurdular. Taraftarın ilgisi özellikle Beşiktaş gibi büyük bir camia takımının bu işe tutunmasında en önemli etken. Bu bağlamda Ergin Ataman yarattığı takımıyla büyük bir tebriği hakediyor.
Sene sonunda Milangaz'ın sponsorluk desteğini sürdürüp sürdürmemesi çok önemli ama bence aksi durumda kaybeden Milangaz olur. Beşiktaş değil. Onca büyük firma, onca büyük iş adamı varken şu Beşiktaş'ın sponsorsuz kalması benim için çok büyük sürpriz olur.

  Son olarak Eurochallenge şampiyonluğu üzerinden iki oyuncuya ayrı paragraf açalım. Onların F4'teki performanslarını ödüllendirelim. MVP ödülünü kazanan Bonsu ve kazanmış kadar olan Zoran Erceg'ten bahsediyorum. Bonsu kişiliğiyle ve donanımıyla da çok özel bir sporcu. Verdiği demeçlerde basketbola ve hayata olan bakışının parkeye iyi yansımalarını görüyorum. '' Eğer boş bir pozisyondaysam yapabileceğim smacı en sert şekilde yaparım ki bu rakibi mümkün olduğunca fazla demoralize etsin, takım arkadaşlarımı ve taraftarı işin havasına soksun'' açıklaması algısı yüksek bir sporcunun yapacağı cinsten. Beslenmesine ve yaşantısına çok dikkat ettiğinden tutun taraftarla olan bütünleşmesine kadar neden burada başarılı olduğunu gözler önüne seriyor. Evet Beşiktaş Milangaz tempolu hücum eden bir takım ve Bonsu gibi koşan bir uzun takımın hücum felsefesine çok uygun. Ama başarının anahtarı bence sadece burada yatmıyor. İçine girdiğiniz organizasyonun bir parçası olabilmek en mühim mesele. Kaybedildiği kesinleşen Galatasaray maçının sonlarında bir top için yere balıklama atlayan Bonsu bu konuyu açıklamada size yardımcı oluyordur.



  Zoran Erceg ise özellikle oyun repertuarı olarak altyapılarımızın ders konusu olmalı diye düşünüyorum. 2.11 boyunda, 4 numara pozisyonunda oynayan oyuncu 2-3 numaralar gibi screenden çıkıp şut atabiliyor, guard top alamadığında tüm sahayı geçebilecek kadar iyi dribbling yapabiliyor, eşleştiği oyuncuların özelliklerine göre yüzü dönük 1e1'de oynayabiliyor, sırtı dönük hücum da edebiliyor. Set-offense'lerde tepede topu aldığında başı daima yukarıda olduğundan pas açılarını çok iyi yakalayıp iyi asistler verebiliyor. Hücum ribaundlarındaki savaşçılığına kazandığı topu yere indirmeden çembere atmayı deneme gibi iyi bir alışkanlığı eklendiğinden ciddi sayıda basket-faule ulaşabiliyor. En önemli özelliği ise kitap gibi bir orta-dış mesafe şuta sahip olması. El göstermediğiniz takdirde pek şansınız yok. Özellikle pick&pop sonrası dışarı açılmayı seven Erceg bu şutlarla çok takımın canını yaktı. Ne diyelim 2.11'lik bir 4 numaranın yapabildikleri ortada. Darısı bizim oyuncularımızın bu hücum repertuarını kazanmasına, bu denli yüksek bir fundamentali almasına...


   Kazanılan Avrupa Şampiyonluğu üzerinden bir Beşiktaş Milangaz analizi yaptık. Bu sene Türkiye Kupası'nı aldıklarında da benzer bir yazı hazırlamıştık. Yarıştıkları 3 kulvardan 2.sinde de kupayı müzelerine götürmeyi başardılar. Önlerinde zorlu bir FB Ülker serisi ile başlayacak olan TBL play-offları kaldı. Her takım kadar şansları olduğunu görmek zor değil. 2012'nin takımı olma yolunda ilerliyorlar. Umarız böylesine iyi bir erkek basketbol takımı iskeletiyle göreve gelen yeni Beşiktaş yönetimi eldeki potansiyelden maximum verimi almayı başarır. Tıpkı Ergin Ataman ve ekibinin şu an başardığı gibi..

 Tekrar tekrar tebrikler Beşiktaş Milangaz !!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder