10 Şubat 2012 Cuma

13/14 - Son Durak Abdi İpekçi

   Mükemmel bir atmosfer, mükemmele yakın bir rakip. Avrupa'nın bu seneki en kaliteli ve en formda ekibi CSKA Abdi İpekçi cehennemindeydi dün. Teodosic, Kirilenko, Krstic vs. Saymakla bitmeyecek yıldızlar. Geçen yıl Fenerbahçe Ülker rotasyonunun en önemli parçalarından Lavrinovic'in kendine kolay kolay yer bulamadığı bir kadro. Bu sezon Euroleague'de oynadığı 13 maçın tamamını kazanan Rus ekibi ve tarihinde ilk kez katıldığı bu turnuvada Top 16 görmüş Galatasaray.



   Böylesine üst seviyelerde ciddi kadro kalitesi farklarını kapatmak gerçekten çok zor. Anlık performansa dayalı bir maçlığına olsa bile öyle. Galatasaray takımı bütçesi doğrultusunda inanılmaz işler yapmaya devam ediyor. Büyük maçlarda süregelen şanssızlıklarını iç sahada Olympiakos'u devirerek kırmışlardı, sanırsak zincirlerini de kırdılar. Bu maçı takiben 2 hafta sonra Avrupa'nın en büyüğünü devirmeyi başardılar !

  İstatistikler veya basketbolun teknik doğrularına fazla bağlı kalmadan kaleme almalı bu maçın hikayesini. Öncelikle Galatasaray takımının (en azından bana) neden bu kadar samimi geldiğinden bahsedeyim. Kendi altyapısından çıkardığı 91 doğumlu Göksenin Köksal ile bu maçın ilk5'ini kuran Mahmuti ondan öncelikli savunma katkısını ve enerjiyi alıyor. İlk değişikliklerde Lakovic'in Göksenin'i kenara getirdiğini görüyoruz. Bir tarafta çok şey beklediğimiz genç oyuncu, diğer tarafta kimsenin dil uzatamayacağı Euroleague efsanesi. Roller farklı fakat uğruna mücadele ettikleri felsefe aynı : Son topa kadar !




  Maçlar son toplarda kazanılıyor derler, dar bir pencereden bakınca doğrudur. Genel bakınca ise oyunun 40 dakika olduğunu ve her saniyenin aynı değere sahip olduğunu görürüz. Ne demek istediğimizi örnekle açıklayalım : Olympiakos maçını hatırlayın. Yine Cevher Özer'in sezon istatistiklerini 5'e katlayarak verdiği katkı. Son anlarda ise Lakovic ve Gordon olmadan çembere gitmekte zorlanan bir takım. Takımda farklı özelliklerden oyuncular var. Bu oyuncuların hepsinin kariyeri ve hikayesi ayrı. Her birinin farklı meziyetleri var. Siz Lakovic'ten Cevher'in kenardan getirdiği enerjiyi beklememelisiniz, Cevher'e ise son toplarda Jamon Gordon gibi eli titremeden 1e1 oynama insiyatifini vermemelisiniz. Bunlar oyuncuların özellik ve karakterleri doğrultusunda sahaya yansıttıklarıdır. Demek değildir ki son topları Lakovic ve Gordon oynuyor diye maçları bu isimler kazandırıyor. Bu oyun hücumu-savunmasıyla 40 dakikaya yaydığınız skorun kazananı belirlediği cinsten. Her saniyenin önemi maç skoruna direkt etkidiğinden aynı. Ne Lakovic ne Shipp ne de Cevher bu maçları kazandırıyor Galatasaray'a. Taraftarıyla, teknik kadrosu ve bütün oyuncularıyla 40 dakikalık sinir harplerinden parkeye karakter yansıtarak başı dik ayrılıyor sarı-kırmızılılar.



   Galatasaray benchine ve sahadaki 5'e bakın. Çok şey anlatıyor. Lakovic, Göksenin, Furkan, Andric hepsi oynadığı oyundan keyif alıyor. Yetmiyor. Lakovic Cevher'in, Göksenin'in oynadığı oyundan da keyif alıyor. Bu sene belki skora verdiği katkının çok yükseğini beklediğimiz bu Avrupa yıldızı hiç bir zaman bireysel performans düşüklüklerini takımına negatif olarak yansıtmadı. Rolünü ve çevresindeki arkadaşlarının önemini kabullendi, tam bir profesyonel gibi davrandı. Başarıya ulaşmak için eldeki oyuncu grubunun birbirini tamamlayıcı özellikle olması şart. Galatasaray'da her isim oyunculuk özelliklerinin yanı sıra harika karakterlere sahip. Öyle her organizasyon kariyerinde ilk kez Euroleague oynattığı oyuncularıyla( Furkan, Göksenin, Cevher, Caner ) Top 16'larda Avrupa'nın en büyüklerini devirmeyi başaramaz. Lakovic'in, Gordon'un, Shipp'in ve top kullanma konusunda daha çok sorumluluk alması normal diğer isimlerin takım arkadaşlarına verdikleri hava pozitif olmasa ne Cevher Özer skalaya bu kadar dahil olabilir, ne de Göksenin Köksal genç yaşında Teodosic'i baskıladığı bu maçın geri dönüş anında eli titremeden o 3'lüğü kaldırıp atabilir.



   Teknik kadro ve oyuncuların yakaladığı bu muhteşem uyum sahaya direkt olarak yansıyor. 3. çeyreğin başında vidaları sıkan ve 3 dakika içinde farkı 10'a yükselten CSKA'ya karşı geri dönüşü başaran Galatasaray çemberine götürtmedi rakibi. Sayı ortalaması 90'lara yakın olan bu takımı 64 sayıda tuttu. Zaten bu takımın özellikle 1e1'de yüksek konsantrasyon ve baskıya dayalı bir savunma karakterine sahip olduğunu 2 yıldır gözlemliyoruz. Ancak dün bu organizasyonun geldiği en yüksek notkaya tanıklık ettik. Hiç bir şekilde hücumda tıkanma yaşamayan, Avrupa'nın pozisyonunda en kreatif oyuncularına sahip CSKA'yı 64 sayıda tutmaya şapka çıkartma fabrikası açılır.

   Kısacası fevkaladenin fevkinde bir geceydi. Ben de bu maçı canlı izleyebilen şanslı kişiler arasındaydım. 2-3 yılda planladığı hedeflere zaten erken ulaştığı göz önüne alındığında Oktay Mahmuti dün Avrupa'nın en büyüğünü namağlup ilerlerken durduran bir trafik polisiydi. Krstic'in tek başına maliyeti Galatasaray organizasyonunun yarısı kadarken sarı-kırmızılı bu devrimin başına gerçekçi olup imkansızı isteyen Mahmuti'yi getirenlerden Allah binlerce kez razı olsun.



  Not :  Keşke ertesi gün yazılı basın organlarının spor köşelerinde bu emeğe karşılığı görebilsek ! Devrim sayılabilecek bir olayın ertesi günü Sivasspor-Beşiktaş futbol müsabakasının 1/3'ü kadar yer ayrıldı bu olaya. Üstelik bir çok gazetenin spor bölümü 2. sayfasına atılarak ! Hıncal Uluç'un köşe yazıları kadar harf karakteri ayırırsanız bu duruma ne bekliyorsunuz merak ediyorum ?? Devrim sürüyor, son hızıyla. Yeni özlü sözü biz söyleyelim ; 2 kere 2 4 ediyorsa,  Oktay Mahmuti basketbol koçudur...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder