12 Aralık 2011 Pazartesi

Yol Ayrımı- Basketbol Bursu mu ? Profesyonellik mi ?

  Son günlerde genç oyuncular ile ilgili yazılarımıza ağırlık vermişken eğitim-basketbol-birey üçgenini ele alalım dedik. Türkiye gibi bir ülkede oyuncu yetişmesinin ne kadar zor olduğuna altyapının içinden gelerek bizzat tanıklık ettim. Bu yazıda kendimce tespit ettiğim zorlukları size anlatmaya çalışacağım.

  Eğitim sistemi oyuncu olabilmenin önündeki en büyük zorluklardan. Akademik anlamda iyi bir eğitimle profesyonel oyuncu olma hedefini/hayalini yürüten bir çok kişi var ülkemizde. Ben de onlardan bir tanesiydim. Bu şekilde ilerlemek kolay olmuyor ülkemizde. Oyuncu genç takım seviyesinin sonlarına geldiğinde liseyi bitirmek üzere olduğundan yol ayrımı oluyor. Genç takımın bitmesi demek A takım yaşınızın geldiği anlamına gelir. Yani profesyonellik, bugüne kadar verdiğiniz emeklerin karşılığını bu işi meslek olarak yaparak almak. ''Oyuncu olmak'' maddi olduğu kadar manevi bir başarma hissi de yaratıyor insanda. En nihayetinde basketbolcu olmak isteyen bir çok çocuk bu işi büyük tutkuyla yapıyordur.

 Yol Ayrımı'na geldiğimiz vakit 2 farklı tabela görüyoruz.

 1.Yol ; 1. Yol profesyonellik. Yani altyapı seviyelerini verimli geçirmiş oyuncuların A takımlar tarafından beğenilmesi, teklifler alması. Bölgesel Lig, TB2L ve TBL gibi 3 önemli ligimiz olduğu düşünülürse profesyonelliğin de göreceleri var. Genel olarak bahsedecek olursak mesele şuraya geliyor. Genç takım senesinin sonları/ lise eğitiminin sonları hem iyi bir üniversiteye girmek hem de oyuncu olabilmek için en çok çaba sarfetmeniz gereken zaman dilimi. Buraları iki açıdan da verimli geçirmek kolay değil.

  Genç takım senesini bitiren oyuncu A takımlardan teklif alırsa ve bu yolu seçerse ne olur ?

Risk almış olur. Bundan sonrası için kendi yaptıklarından ziyade şansın da yüzüne gülmesini beklemelidir. Özellikle TBL başta olmak üzere TB2L ve TBL için konuşacak olursak yabancı oyuncu bağımlılığı diye bir kavram var. Yabancıların yanında deneyimli yerli oyuncuların bulunduğu kadroların rotasyonuna girmek kolay iş değil. Süre almamak, benchte oturmanın da genç oyuncuya en çok zarar veren kavramlardan olduğunu biliyoruz. Durum böyle olunca Türkiye'de profesyonellik tercihi belli oranda riski barındırıyor bünyesinde. Bir kulüple anlaşacaksınız, antrenörünüze kendinizi ciddi anlamda kanıtlayacak ve kabul ettireceksiniz. Aldığınız sürelerin hakkını verince de bu piyasalarda tanınır hale geleceksiniz. İyi geçirilmiş sezonların ardından daha yüksek hedefli takımları zorlayacaksınız belki. Kolay iş değil bahsettiğim. TB2L'de yükselmeyi hedefleyen takımların antrenörleri için ''çok olgun'' olmadıkça genç oyuncuya rotasyonda ciddi süre vermek fikri cesurca geliyor. Basketbolun doğrularını onlar bilir, belki de haklılar. Bizim niyetimiz tabii ki genç oyuncuların her platformda arkasında durmaktan yana.

 Üniversitede basketbol bursu derken neyi kastediyoruz ?

  Bu konu akıllara ilk olarak Amerika'yı getiriyor. Sadece basketbol değil bütün spor dallarını bir sanat dalı olarak kabul eden ülke bu alanlarda parlak olan gençlerine parasız eğitim vaadediyor. Diyeceksiniz ki artık bu bizim ülkemizde de var. Yani özel üniversiteler sporcu bursuyla okutuyor iyi sporcuları. Evet yok değil. Hatta sadece üniversiteler değil liselerin bazıları da yapıyor bunu. Örneğin Doğa Koleji Dünya Liselerarası Basketbol Şampiyonu oldu. Kadroda NBA 3. sıradan draft olan Enes Kanter de vardı. Bu tür yatırımlar yapan okulları lise/üniversite ayırt etmeksizin takdir etmiyor değiliz. Ancak bahsettiğimiz konu kurumsallaşıp genele yayılmış bir kavram değil henüz. Bunu belli başlı okullar yapıyor ve genelde sporcuların derslere girmediği, okula uğramadığı okullar bunlar. Eğitim anlamında vaatte bulundukları pek bir şey var diyemeyiz. 


  Amerika'da basketbol eğitimi farkını burada ortaya koyuyor. Genç takım senesini bitiren oyuncu Amerika'dan basketbol bursu aldıysa kendine 3-4 yıllık değişik bir yol haritası çizmiş demektir. Amerika'daki okullarda çok ciddi ekiplerle takım antremanı ve bireysel antreman yapmak oyuncunun gelişiminde önemli rol oynuyor. Tabii ki NCAA 1 ve 2. konferanstaki takımların kalitesi birbirlerinden ayrılır. En nihayetinde 1. konferasın elit okullarından mezun olan oyuncuların NBA draftında yüksek sıralardan seçildiği bir ortamdan bahsediyoruz.  

 Gelmek istediğim nokta bu yol ayrımının oyuncuları nereye götürebileceği. Amerika'dan burs almak elbette kolay değil. Kendine göre bir prosedürü var. Kamplara gitmek, not ortalamanızın iyi oluşu, Toefl gibi sınavlarda elde edeceğiniz skor, altyapı dönemlerinde hazırladığınız videolar ve gösterdiğiniz performans vs. Ancak profesyonel olma ve burslu üniversite eğitimi birbirinden farklı sonuçlar verebilir. Şöyle ki burslu bir şekilde üniversiteye kapağı atmak demek 3-4 yıl boyunca ciddi antreman yapmanız ve ciddi sayıda maç oynamanız anlamına gelir. Bir genç oyuncu olarak altyapı bitince profesyonelliğe adım atıp bir kaç sezon kenarda oturmayacağınızı size kimse garanti edemez. Yani oyunculuğunuzun en önemli yerinde körelme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilmekten bahsediyorum. Bu konuyu anlaşılabilir kılmak için bir kaç örnek verip yazımı noktalayacağım.

Oyuncu Örnekleri ; 



Derya Yannier ; Robert Kolej gibi Türkiye'nin elit okullarından mezun olmuş bir oyuncu. Yeşilyurt altyapısının eseri. 20'li yaşların başındayken Ülkerspor'da şampiyonluk gördü. Başarılı geçtiğini söyleyemeyeceğimiz Beşiktaş ve Banvit maceralarının ardından TB2L'de Işıkspor,Olin Edirne gibi takımlarda forma giydi. Geçen yıl TB2L'den yükselmeyi başaran Hacettepe'nin TBL kadrosunda da yer alıyor. İstatistikleri Beşiktaş ve Banvit macerasındaki döneminde benzerlik gösteriyor. Bu oyuncu Koç Üniversitesi'nde Ekonomi Eğitimi alıyor yanlış bilmiyorsak. Oyunculuk dönemindeki tempo onun bir kaç sene okulu dondurmasına sebebiyet vermiş sanırım. Derya Yannier geldiği noktanın daha yukarılarda olmasını beklediğimiz bir isimdi.


Engin Atsür ; Eğitimli oyuncu denince ilk akla gelenlerden. St.Benoit gibi zor bir okulu Efes altyapısında basketbol oynarken bitirmek her babayiğidin harcı değil. Bunun üstüne bir de basketbol bursuyla North Carolina State Üniversitesi'nden mezun olmak ayakta alkışlanacak bir başarı öyküsü. Altyapı milli takımlarında daima yer almış, bununla kalmayıp önemli istatistiklere imza atmayı başarmış biri Engin. Bu grafiğini Amerika'da da sürdürdü ve okul tarihinin önemli istatistiklerine adını yazdırmayı başardı. Mezun olduktan sonra hep üst düzey takımlarda forma giydi Engin.  Sırasıyla Benetton, Efes, Beşiktaş ve Fb Ülker. Şimdi sorumuzu soralım. Engin Atsür altyapı biter bitmez ülkemizde profesyonelliğe adım atsaydı geldiği nokta bu olur muydu ? Sorunun kesin bir yanıtı elbette yok. Sonuçta seçilmemiş bir yolu, yaşanmamış bir olay olduğundan nereye kadar yorumlayabiliriz ki. Zaten Engin Atsür'de oldukça yetenekli biri. Profesyonellik kararını alsa hakkını da verebilirdi. Ancak Amerika'nın onun gelişimine garantili biçimde olumlu etkide bulunduğu muhakkak. 



Can Akın ; Can Akın bu konuda arada kalmış örneklerden biri. Avusturya Lisesi gibi zor bir okulla birlikte Yeşilyurt altyapısında oyunculuğunu sürdürmüş bir isim. Yanılmıyorsak Texas Üniversitesi'nden burs almıştı oyuncu ancak babasını kaybettiği için Amerika'ya okumaya gitme kararından vazgeçip ülkemizde profesyonelliğe adım atmıştı. Bu konuyla ilgili 1e1 bilgi için link vermek isterdim ancak SLAM dergisinin ülkemizde yayınlanan ilk sayısında okuduğum röportajdan hatırladıklarımı yazıyorum. Benimle aynı okuldan mezun olduğu ve kendim de uzun süre oyunculuk hedefinde koştuğum için en sevdiğim oyunculardan biridir kendisi. Bu yüzden yanılmadığımı umuyorum. Can Akın altyapıların önemli isimlerinden biriydi, daima milli takım seviyelerinde yer aldı. Şanssızlıktan ötürü gerçekleştiremediği Amerika macerası belki de onun oyunculuğundan çok şey götürdü. Bütün bunlara rağmen Can Akın TBL'in her zaman önemli organizasyonlarında yer almayı başardı.



Can Çivi ; Bu konuda vermek zorunda olduğum bir örnek. Basketbolu yakından takip edenler Can Çivi'nin kim olduğunu bilirler. Efes ve Daçka altyapılarında basketbol oynarken aynı zamanda Üsküdar Amerikan Koleji'nde eğitimini sürdürmüş Can Çivi Davidson Üniversitesi'nde mezun oldu. Davidson hem eğitim hem de basketbol anlamında fazlasıyla üst düzey bir üniversite. Can Çivi burada ekonomi okudu ki bu bölüm Amerika genelinde ilk 50'de yer alıyor. Bu takımda Stephen Curry ile takım arkadaşlığı yaptı Can. Bir NBA yıldızıyla, Dream Team ile Dünya Şampiyonluğu gören bir isimle takım arkadaşlığı yaptı. Cenk Akyol'lu, Oğuz Savaş'lı ümit milli takımın ülkemizde düzenlenen Avrupa Şampiyonası'nda 2.si olduğu kadroyu hepiniz hatırlarsınız. Şampiyona öncesi aday kadrosunda vardı bu milli takım seviyesinde. Ümit Milli Takım oyuncularının çoğunun üst düzey olsun olmasın TBL seviyelerine eriştiğini biliyoruz. Bunu göz önüne alınca Can Çivi'nin şu an geldiği nokta biraz farklı. Mezun olduktan sonra Amerika'da kaldı fakat bildiğim kadarıyla oyunculuğa devam etmiyor. Oyuncu olamadı demek doğru olmaz en nihayetinde elinde mesleği var. Bir şirkette çalışıyor ki muhtemelen üst düzey bir noktadadır. Üsküdar Amerikan ve Davidson mezunu birinin ülkemizde üst seviyelerde çalıştığını söylemek çok olası öyle değil mi ?


  Bir çok genç oyuncu bu yol ayrımını yaşıyor ülkemizde. Son yıllarda Amerika'da eğitim bursuna yönelenlerin sayısı artmadı değil. Kimi zaman mezun olmayı başarıyorlar kimi zamansa burada edindikleri tecrübeyi yarıda kesip ülkemizde profesyonelliğe adım atıyorlar. Ancak bir gerçek var ki Amerika'da basketbol bursu ve eğitimi oyuncunun mezun olması halinde elinde mesleği olması anlamına geliyor. Neticede profesyonellik yolunu seçerseniz büyük bir risk almış oluyorsunuz . Basketbol bursuyla mezun olmayı başarmanız ise sizin için daha garantili sonuçlar doğuruyor. Bunun içindir Can Çivi örneği hepsini özetlemesi açısından son paragrafta yer aldı.

  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder