14 Aralık 2011 Çarşamba

Basketbol Kültürleri Doğrultusunda Oyuncu-Antrenör Dialogu

  Günümüzde her ülkenin belli bir basketbol kültürü var. Uluslararası turnuvalarda oynanan karşılaşmalar ülke savaşı olarak değil, farklı basketbol kültürlerinin mücadelesi olarak görülmeli. Örneğin İspanyollar açık saha basketbolunu, fast-break hücumunu sever. Bir çok antrenörün  ''erken şut'' olarak görüp oyuncusuna atma dediği şutları transition-offenselerde kaldırıp atarlar. Ülke milli takımı buna dayalı oynar. Kulüp takımları da bundan nasibini alır. Sırbistan basketbolunda çok iyi fundamentale dayalı eğitim vardır. Uzun-kısa her oyuncu rakibini 1e1'de geçebilmenin eğitimini alır. Bu oyuncuların iyi birer şut mekanikleri vardır. Bizim basketbolumuz ise son 10 yılda Aydın Örs ile başlayıp Tanjevic'le şekillenen baskılı bir alan savunmasına dayalı diyebilirim. Bir de guardların oyunun temposunu ayarladığı ''kontrol'' basketbolu terimi kullanılıyor. Tabii ki Türk Basketbolu'na hizmet etmiş nice isimler var ama benim yaşım ancak bu 10 yıllık gelişimi tespit edebilmeye yetti. Emeği geçen herkesi buradan saygıyla andığımı ekleyeyim.

  Basketbol kültürlerinin özellikleri sadece oyunculara özgü değil. Antrenör üsluplarını da doğrudan etkiliyor bu durum. Avusturya'da basketbol oynadığım bu zaman diliminde Sırp/Bosnalı/Hırvat antrenörler ile çalışma fırsatım oldu. Hepsinin oyuncuyla dialog tarzı birbirine benzer. Hata yapan oyuncusunu aşağılama derecesinde azarlıyorlar. Oyuncusundan bu şekilde ayağa kalkmasını ve hatasını telafi etmesini bekliyorlar. Hiç bir şekilde güldüklerine tanıklık edemessiniz. Bu tutum başlarda çok garibime gitmişti. Türkiye'de altyapı geçiren ben sert antrenörlerle çalışmadım değil. Ancak Türk insanının genel özelliği duygusallık, bu antrenöre de yansıyor. En sert antrenörün bile yüzünde tebessümü görebildiğim zamanlar oldu. Ancak bu slav ekolünden gelen antrenör-oyuncu ilişkisi çok daha ilginç. Kendi bildiklerinden şaşmıyorlar. Oyuncunun karakterini tanıyayım, ondan maximum verim alabilecek şekilde bir tutum izleyeyim endişesi yok. Zaten oyuncular da tekdüzeleşmiş. Neredeyse hiç biri kendisine dakikalarca bağıran antrenörüne cevap vermiyor. Hiç bir şey olmamış gibi antremanına devam ediyor.
Bu konuyla ilgili örneğimi efsane antrenör Dusan Ivkovic'ten vereceğim. 
  Ivkovic'in Keselj'e olan tutumunu görüyoruz. Tepedeki 1e1'de rakibine yenilip basket-faulü yaptıran oyuncusunu kenara alan koç bahsettiğim tavrı sergiliyor. Top çıkartılıyor, oyun başlıyor. Takımı hücum eden Ivkovic'in umrunda değil ! Keselj ile olan dialogunu sürdürüyor. Keselj öylesine alışmış ki tepki yok.


  Bizde durum böyle değil. Bence daha doğru bir yolda ilerliyoruz. Oyuncunun özelliklerine göre bir dialog tutumu belirlemek kesinlikle daha sağlıklı diye düşünüyorum. Boşuna mı deniyor antrenörler psikolojik eğitim anlamında donanımlı olmalı diye. Her insan apayrı bir karaktere sahip. Hele ki bizim gibi duygusal bir toplumda. Kimisi pohpohlanmayı seviyor, kimisi sert konuştukça hırslanıp kendini daha fazla kanıtlamak istiyor. Molada kimi oyuncuya ''haydi aslanım'' kimi oyuncuya '' eşşek herif, babanın topu mu kullanıyorsun'' diyip verim alınabilir.

 Antrenör-oyuncu ilişkisi kimi zaman baba-oğul, kimi zaman abi-kardeş ilişkisine benzetebilir. Bence de bu köprüler arası esneklikte tanımlanmalıdır. Bizim toplum karakterimiz buna kesinlikle uygun ancak Sırpların çok katı bir baba-oğul ilişkisini andıran tutumu dikkatlerden kaçmıyor. Yine İvkovic ile veda edelim.

 

2 yorum:

  1. Spahija da bu katerogiye girer mi? Bana fazla bağırıp çağırıyor gibi geliyor.

    YanıtlaSil
  2. Spahija da bu ekolün antrenörlerinden. Ama duygusal yanı da zaman zaman ağır basıyor bence. Seyircinin az olduğu maçlarda oyuncularını motive etmek için sarfettiği sözler(özellikle son haftalarda Kaya Peker'i kazanmak için baya çaba sarfetti ) dikkatimi çekmedi değil bugüne kadar.
    Mesela kimi oyuncuya sert çıkıyor kimisine motive edici sözler sarfedebiliyor, takdir ettiğim yönleri var. Bu sezon genel anlamda sinirli bir görüntü çizdiği ise çok doğru. Bunu da sezona kötü başlamasına veriyorum Fb Ülker'in.

    YanıtlaSil