29 Kasım 2011 Salı

D-Will Rock You !!

   NBA lokavtının nimetlerinden bir tanesi D-Will'i çıplak gözle seyredebilmek oldu. Bugüne kadar ülkemize çok önemli oyuncular geldi, inkar etmek yersiz. Ancak bu kadar kariyerlisini , üstelik te henüz kariyerinde düşüşe geçmemişken ligimizde izleme fırsatı bulamamıştık.

  Çok önemli şeyler kattı D-Will TBL'e. Yıldız oyuncu olmanın ne demek olduğunu onda gördük. '' Büyük oyuncuyum, kariyerli oyuncuyum '' havalarında dolaşıp yüksek egoyla topu kullanan bir yıldız değildi izlediğimiz. Düzen dışına çıkan, ilk topu kaldırıp atan bir isme tanıklık etmedik. Buraya kısa sürede alacağı paraların keyfini sürmeye değil hepimize nasıl yıldız oyuncu olur göstermeye gelmişti adeta. Onun için basit bir durumdu bu. İşini yapıyordu. Yıldız oyuncu böyle olunuyor işte. Her gün o sahaya antreman olsun maç olsun çıkıp en iyisini yapana, kaytarmayana, ilk günkü isteğinden bir şey kaybetmeyene deniyor yıldız oyuncu. Sahip olduğu yetenekleri mütevaziliğiyle, alçak gönüllülüğüyle kombine eden başarıyor büyük oyuncu olmayı. Sahneye çıkma sevdalısı olmak yerine gerektiği yerde sahne almayı bilmek bu oyuncuları özel kılıyor.

  Deron da onlardan bir tanesi. Hem saf bir yeteneğin hem de çok çalışmanın ürünü. Neler mi öğretti bize ? En başta bir oyun kurucunun nasıl oynaması gerektiğini. Takım arkadaşlarını devreye sokmayı birincil görev edindiğini gördük her maçta. Özellikle Marcelus Cemp başta olmak üzere Erceg ve Ersin Dağlı ile iyi anlaştığını gördük. Kimin eli daha sıcaksa onda karar kılıyordu. Aldığı kararların %100'e yakını doğruydu. Egolarından arınmıştı Deron. Ben skor üreteyim, ön plana çıkayım anlayışında değildi. Zaten çoğu kişinin yanlış anladığı sorun da burada değil mi ? Ön plana çıkmak oyuncunun skor üretmesi değildir. Takım sporunda kimin hangi sayıyı attığının önemi yoktur. Dünyanın en büyük oyuncuları bile ilk önce basketbolun doğrularını sahaya yansıtırlar. Örneğin daha müsait bir pozisyonda takım arkadaşı varsa o şutu kendisi kaldırıp atmaya kalkmaz. Steve Kerr ve John Paxon'un attığı 3'lüklerle gelen Chicago Bulls galibiyetlerine gidelim. Benzerini Fb Ülker maçında köşedeki boş Can Akın'ı bularak gösterdi bize Deron. Doğrusu buydu, senin skor yapman değil, takımın skor yapması.



   Transition hücumlarında D-Will'in yeteneklerini görme fırsatı bulduk. Bir çok oyuncunun 1e0 yaparken zorlanacağı fundamental hareketlerini ardışık biçimde öyle hızlı yapıyordu ki büyülenmemek elde değildi. Hızlı hücumlarda daha iştahlı görüyorduk onu, açık saha oyunculuğu ona göreydi. Beşiktaş'ın diğer oyuncuları da D-Will'e uygun seçildiğinden keyif alıyordu oynadığı basketboldan. Run and Gun dediğimiz Mike D'Antoni'nin Phx Suns'undan hatırlayacağımız sisteme yakın bir basketbol ortaya koyabiliyordu Beşiktaş Milangaz. Bu da seyirciye keyif veriyordu.

   Seyirci dedik. D-Will gibi bu işi tutkuyla yapan oyuncuların en büyük ilham kaynağı. İlk geldiğinde boş salonlara oynuyordu D-Will. Seyircinin önünde kendisinin de daha büyük keyif aldığını Fb Ülker maçında gördük. Basketbolumuza yaşattığı devrimi senelerdir derbi maçları dışında dolu tribüne oynamayan Beşiktaş Milangaz'ın Erdemir maçında kapalı gişe oynamasıyla açıklayalım.

   İzlerken öyle keyif veren bir oyuncu ki takımının yanlışlarını örtbas etmemizi sağlıyordu. Alman liginin sonuncusundan 100'e yakın sayı yiyen Beşiktaş Milangaz'ı D-Will'in 50 sayılık performansı nedeniyle irdelemiyorduk belki. Evet bunlar uzun vadeli planlar değildi, lokavt bitecek D-Will gidecekti. Beşiktaş Milangaz telafisi olmayan bir oyuncuyu kaybedecek, bütün kulvarlarda şansı daha az olacaktı. Ama biz Deron 'a tanıklık etmiş olacaktık. Genç oyuncularımız onunla antreman yapmış olacaktı, antrenörlerimiz bir dünya yıldızına önlem almaya çalışacaklardı her maç . Çok önemli kilometre taşları bunlar.


    Son olarak Beşiktaş Milangaz yönetiminin onun formasını emekliye ayırma kararından bahsedelim. Bu karar haklı olarak bir çok basketbol otoritesi tarafından eleştiri oklarının hedef tahtası oldu. Niye mi ? Geçmişte Beşiktaş'a nice şampiyonluklar kazandırmış isimlerin forması henüz emekliye ayrılmamışken yalnızca 2 -3 aydır var olan bir isim bu konuyla anıldı da ondan. Hurşit Baytok, Fehmi Sadıkoğlu, Battal Durusel, Ahmet Kurt bu isimlerden başlıcaları. İşin ana mantığında da bir oyuncunun formasını emekli etmek ve salona asmak için ''şampiyonluk'' gibi kavramlar şart. D-Will aramızda bulunduğu kısa süre zarfında çok önemli işlere imza attı muhakkak ancak forma emekli etmek için biraz erkendi sanki. Yazın 3 oyuncusuna tazminat ödememek için yaz sıcağında 3 antreman yaptırarak yıldırma politikası uygulayan, profesyonel kontrat zamanı gelen Ahmet Buğrahan Tuncer (Aliağa BLD.), Ayşe Cora( Gs MEDİCAL PARK) gibi altyapı milli takımlarımızın gençlerine ilgi göstermeyip bu isimleri başka kulüplere kaptıran, ödemeler konusunda yerli-yabancı oyunculara çifte standart gösteren Beşiktaş yönetimine yine de zeytin dalı uzatalım. D-Will'in bize yaşattığı heyecanla bunları şimdilik sineye çekelim.

  Derinlerde yaraların olduğu bir kulüpte derin izler bıraktı Deron basketbolumuza.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder